Page 81 - Çağın Gözden E-Dergi Sayı 2
P. 81
Zamanın ruhu ve müzik
Fazıl Say, aidiyet hissettiği toprakları insanlara klasik müzik yoluyla anlatan, eşsiz bir sanatçı.
Medeniyetin beşiğinden dünyaya seslenen sanatçı, uluslararası alanda da dehasını kanıtlamış, sanatı
bir araç olarak kullanmaktan öte ruhuyla sanatı bütünleştiren ve sanat dünyasına katkıları açıkça
görülebilen bir yolcu. Üretkenliğin tepesinde, her ürettiğinde kendi sınırlarını zorlayan sanatçı, doğru
olduğunu düşündüğü mesajları da gerek sanatıyla gerekse eylemleriyle ifade etmekten kaçınmıyor.
Klasik müziği olduğu gibi ele almayı kabul etmiyor, yeni enstrümanlar, yeni teknikler katarak canlı
performanslarını farklı bir dünyadaymışçasına yaşatıyor. Bu dünya öyle bir dünya ki içinde nostaljiyi,
saygıyı, evreni, yaşamı ve ölümü barındırıyor.
Ankara’dan dünyaya İstanbul Senfonisi, Fazıl
Tartışmasız Türkiye’nin en ilginç tarihlerinden İstanbul Say’ın sözleriyle kendi
biri olan 1970 yılında eczacı bir annenin, sınırlarını zorladığı bir
yazar ve müzikolog bir babanın oğlu olarak eser. Yedi ayrı bölümden
dünyaya geliyor. Bebeklik dönemin dudağın oluşan bu senfoni
oluşan bir yarık var ve bu yarık Fazıl Say’ın Senfoni geçmişten günümüze
benliğini tanımasına, kaderinin çizilmesine İstanbul ruhunu müzikal
neden olmuş olabilir. Bu yarık münasebetiyle anlamda dünyaya
doktoru üflemeli çalgı çalmasını tavsiye eder tanıtmaktadır. İstanbul
ve Fazıl Say müziğe ilk dokunuşunu melodika No 01 Senfonisi, hayallere
ile yapar. Piyanoya ilk dokunuşu ise henüz dalmanın senfonisidir.
dört yaşındayken gerçekleşir. Doğduğu şehir Bu hayal, denizden
Ankara’da konservatuara özel bir statüyle, gelen bir dalga sesiyle
üstün yetenekli çocuklar statüsüyle girdi. İlk başlar. “Nostalji” adlı ilk bölümde ansızın Orhan Veli’den, Nazım
eserini 1984 yılında, 14 yaşında besteledi. 1987 Hikmet’ten duyduğumuz İstanbul hayalinde yaşamaya başlarız.
yılında Ankara Devlet Konservatuarı’ndan Hicaz makamıyla, kanun ve neyin mistik tınılarıyla girdiğimiz
mezun olan Say, çalışmalarını Düsseldorf Müzik bu nostalji hayali tarifi imkânsız duygulara sürükler insanı.
Yüksek Okulunda burslu olarak sürdürdü. 1991 Farkına varmadan 1940’lar İstanbul’undan 1453 İstanbul’u,
yılında konçerto solisti diplomasını almasının Fatih’in İstanbul’una yolculuğa başlamışızdır. Çağı açıp, çağ
ardından 1 sene sonra Berlin Tasarım Sanatları kapatan bu muazzam savaşı iliklerimize kadar yaşatır... Öyle
ve Müzik Akademisi’nde piyano ve oda müziği ki bir etki ki bu, devasa orkestranın içerisinde ki çalgılar
öğretmenliğine getirildi. bile birbirleriyle savaşmaya başlar. Hicaz makamının tekrar
Önce 1994’te “Genç Konser Solistleri Avrupa” başlamasıyla savaştan çıktığımızı anlarız ve nostalji bölümü biter,
yarışmasında birincilik kazandı, daha sonra “Tarikat” bölümüne gireriz. İstanbul tarihi dediğimiz de önemi
1995’te New York’ta yapılan kıtalararası yadsınamayacak kurumlardır tarikatlar. Bu önemli tarikatların
yarışmanın da birincisi olunca uluslararası ayin gecelerini bize yaşatmaya çalışır Fazıl Say ve orkestra,
karanlık ve ritmik bir tınıyla tarikatların hayatımızdan çıkışını da
konserlerine başladı. Bu yıllarda yurtdışında resmeder. Senfoninin 3. Bölümü ‘ Sultan Ahmet Camii’. Orkestra
aldığı eğitimler ve yaşadığı kentlerin, Dünya bu bölümde bizi Dünya’dan arındırır ve uhrevi bir yolculuğa
vatandaşı olmasına büyük katkısı olduğunu çıkartır. Dördüncü bölüm, Dünya’nın en büyük metropollerinden
söyleyebiliriz. Bu yıllardan sonra üretkenliği biri olan İstanbul’un, en uç farklılıklarının beraber huzur içinde
her sene artarak devam etti. Bu yıllarda ortaya yaşadığı “Adalar” bölgesini konu alır. İstanbul tarihi boyunca
çıkardığı eserler arasında, Nazım ve Metin Altıok var olmuş bütün farklı unsurların beraber yaşadığı bu bölgeye
Ağıtı başlıklı oratoryolar, 4 piyano konçertosu, yapılan bir vapur yolculuğu konu edinilir. Dört genç kızın, yakışıklı
Zürih Üniversitesi’nin siparişi üzerine Albert bir kanuncuya karşı yaptıkları kurları ve cırcırlığını ortaya koyan
Einstein’ın anısına yazdığı orkestra eseri,
Wolfgang Amadeus Mozart’ın 250. doğum bir kurguyla bestelenmiş bu bölümü dinlerken içimiz anlamsız
yılında Viyana’daki kutlama komitesinin siparişi bir huzur ve mutlulukla dolup taşar. O vapurun içinde yolculuk
dolayısıyla bestelenen “Patara“ adlı bale müziği hülyasına dalar, tenimizde ılık rüzgârları hissederiz… Beşinci
ve dahası var… bölüme geçtiğimiz zaman kendimizi Haydarpaşa’dan kalkmış,
Dünyaya doğru giden bir trenin içinde buluveririz. Nazım’ın
Fazıl Say kariyeri boyunca sayısız eser çaldı, “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı eseri adeta müzikal bir
sayısız kişinin ruhuna dokundu. New York forma dönüşmüş, beynimize misafirliğe gelmiş gibi hissettirir bu
Filarmoni, St. Petersburg Filarmoni, Amsterdam bölüm bize… Altıncı bölüm ise “Âlem Gecesi”dir. Ney çalgısının o
Concertgebouw, Viyana Filarmoni, Çek Filarmoni, insanın içine işleyen tınısıyla felekten bir gece yaşıyormuş hissi
İsrail Filarmoni, Fransa Ulusal Orkestrası, Tokyo verir bize. Kendimizi bir İstanbul gece eğlencesinin içerisinde
Senfoni gibi orkestralar eşliğinde konserlerde buluruz. Bu kadar güzelliğin üst üste gelmesinin ardından son
sanatını icra etti. Sanat alanında başarılarının bölüm belki de biraz ağır gelecek, bu ağırlık ya hayallerden
yanı sıra 2008 yılında Avrupa Birliği tarafından uyanıp gerçekle yüzleşmemiz yüzünden, ya da bize hatırlattıkları
“Kültür Elçisi” unvanıyla görevlendirildi. Kendi yüzünden. 15 milyon nüfuslu, kaosla beslenen, trafiği, fabrikaları
sınırlarını zorladığı ilk senfonisini ‘İstanbul’u ve çevre kirliliğiyle günümüz İstanbul’una döndürür bizi orkestra.
2009 yılında, 2011 yılında ikinci senfonisi Rüyalardan bu şekilde uyanırız…
‘Mezopotamya’yı, 2012 yılında ise üçüncü
senfonisi ‘Evren’i bestelemiştir.
79