"Gözünüz geleceğe sağlıkla baksın."

Hafta içi : 09:00 - 19:00
Cumartesi : 09:00 - 18:00

Göz Hastalıklarında Lazer Kullanımı

Göz Hastalıklarında Lazer Kullanımı

Göz Hastalıklarında Lazer Kullanımı

19.12.2015

Prof.Dr.Kubilay Çetinkaya

 

Öncelikle LASER hakkında çok kısa bir açıklama yapmak, konuyu daha iyi anlamak için gerekli olacaktır. LASER bazı kelimelerin baş harfleri alınarak oluşturulmuş bir isim olup, pek çok özelliği olan, doğada bulunmayan yapay bir ışıktır. Böylece belli özelliklerde oluşturulabilen ve amaca uygun hale getirilen bu ışık, tıbbın pek çok alanında kullanılmaktadır.

En çok kullanıldığı alan göz hastalıklarıdır denebilir. Çünkü ışık ile göz arasında doğal bir uyumun zaten var olması, LASER-göz birlikteliğini kusursuz hale getirmektedir. Ayrıca gözde çok çeşitli ve birbirinden çok farklı dokuların bulunması,  LASER ışığını çok çeşitli göz hastalıklarında başarıyla ve etkin biçimde kullanılmasına olanak tanımaktadır.

LASER ışınının pek çok teknik özelliği vardır ve bunlar bu yazının konusu dışındadır. Bu özelliklerin tedavi amaçlı kullanılabilmesinde en öne çıkanı LASER’in, çok ileri derecede, kontrol edilebilir   -ayarlanabilir olmasıdır. Böylece LASER ışınını hem şiddeti, hem de genişliği kontrol edilebilerek, göz hastalıklarında başarıyla kullanılmaktadır. Şiddeti mili Watt düzeyinde kontrol edilebilirken, genişliği micro metre yani, milimetrenin binde biri seviyesinde kontrol edilebilmektedir. Böylece gerek alan olarak çok dar yüzeylerde, adeta toplu iğne ucu kadar hastalıklı daracık alanlarda, bitişikteki sağlam dokulara zarar verilmeden tedavi yapılabilirken, gerekse doğal yapısı gereği çok narin dokulardan oluşan göz tabakalarında, şiddeti çok kontrollü olarak ayarlanabilen LASER ışınları ile amaca uygun olarak kullanılabilmektedir.

Bugünün teknolojik dünyasında,  LASER ışını gözün önden arkaya tüm tabakalarında pek çok hastalıkta kullanılmaktadır. Bunlara, okuyucularımızın anlayabileceği biçimde, tıbbi ve teknik özellikleri gerektiği kadar açıklayarak, tek tek değinelim.

Göze gelen ışınların ilk karşılaştığı bölüm, halk arasında saydam tabaka diye bilinen KORNEA katmanıdır. Kornea, son derece yaygın olan Kırılma Kusurlarının yani miyop, hipermetrop ve astigmatik durumun hem kaynağı hem de tedavisinin yapıldığı yerdir. Bu bölüm yani kornea, değişik LASER ışınları ile, yeniden şekillendirilerek  (halk arasında çizdirme işlemi olarak bilinen kornea tabakasının bu yeniden şekillendirilmesidir), göze giren ışınların yönü amaca uygun olarak değiştirilmekte ve böylece var olan kırılma kusuru düzeltilerek, kişilerin gözlüksüz görmesi sağlanmakta, kişi gözlüğünden, kendi deyişi ile kurtulmaktadır.

Kornea üzerinde yapılan bir başka LASER uygulaması, gözlüğü bıraktırma ameliyatlarının daha iyi sonuç vermesini ve hastanın çok daha çabuk iyileşerek normal hayatına dönmesini sağlayan ameliyat yöntemlerinde, saydam tabakayı yeniden şekillendirmeyi sağlayan LASER’i göze uygulamadan önce,  saydam tabakada yapılacak olan hazırlıkların, eskiden metal bıçakla yapılırken bugün LASER bıçağı diyebileceğimiz yöntemlerle kusursuz olarak yapılabilmesidir. Böylece ameliyat öncesi düşünülen, varılmak istenen sonuca çok daha yüksek bir başarı ile ulaşılmaktadır.

Görmeyi engelleyen ve eskiden kornea nakli yapılmak zorunda kalınan bazı kornea lekelerinin, LASER ile adeta silinerek ve hastanın çok daha kolay bir işlemle büyük bir ameliyattan kurtularak, çok daha iyi bir sonuca varması sağlanabilmektedir.

Göze giren ışık, korneadan geçtikten sonra yoluna devam ederek, insan gözünde doğal olarak var olan göz merceğine ulaşmaktadır. Göz merceğinin en çok yaşla ilgili olmak üzere çok çeşitli nedenlerle bozularak ışık geçirmez hale gelip görmeyi çeşitli derecelerde bozması, halk tarafından da gayet iyi bilindiği gibi katarakt olarak isimlendirilmektedir. Katarakt bugün için dünyada en çok yapılan ameliyattır ve başarı oranı oldukça yüksektir. Bu yüksek oranı daha da yükseltmek amacı ile, bir başka LASER türünün katarakt ameliyatının bir safhasında kullanımı yavaş yavaş günlük uygulamalara girmekte ve daha uzun bir yolu var gibi gözükse de rutinleşmeye doğru yol almaktadır.

Katarakt ameliyatlarından sonra, belli oranlarda ortaya çıkan, son derece başarılı yapılmış bir katarakt ameliyatının bile doğal sonucu olarak kabul edilebilecek olan bir durum, hastanın görme seviyesinde yeniden, sanki bir yeni kataraktmış gibi bir durumun ortaya çıkması ile, yine bir azalmanın görülebilmesidir. Ameliyattan bir süre sonra görülebilecek olan bu yeni durum, yine farklı bir LASER ile birkaç dakika süren kısa bir uygulama sonucu, poliklinikte ameliyathaneye girmeden, bir daha tekrarlanmayacak biçimde çözümlenebilmektedir.  

Göz Hastalıklarında LASER’in en önemli uygulama alanlarından biri,  gözün iç yüzünü oluşturan RETİNA tabakasındaki hastalıklarda gündeme gelmektedir. Retina tabakası pek çok hastalıktan etkilenmekte ve görmenin bozulmasına neden olmaktadır. Bu hastalıklardan en önemlisi ve en yaygını, oranı günümüz dünyasında her gün artan Şeker Hastalığıdır. Bu sorun adeta bir halk sağlığı problemine doğru, modern yaşamın olumsuzlukları nedeniyle,  gitmektedir. Kontrolsüz kalırsa çok ciddi derecede ve yüksek oranda görme kaybına neden olmakta ve kişiyi günlük yaşamını yürütemez hale getirmektedir. Bu nedenle tedavi edilmesi hem kişi hem de toplum üretkenliği açısından çok önemlidir.

Tedavi, değişik aşamalarda değişik uygulamalarla yapılmakta olup, LASER uygulamaları tedavi alanında yaygın bir yer bulmaktadır. Bu konudaki LASER uygulamalarını, Klasik LASER uygulamaları ve MICRO PULSE LASER uygulamaları olarak iki gruba bölebiliriz. Bugün hala en yaygı uygulama klasik yaklaşımla yapılmaktadır. Fakat bu yöntemin var olan ve kaçınılmaz olan sakıncaları,  yeni yöntemlerin ve uygulamaların doğmasına neden olmuştur.

Bunlardan bir tanesi “Çok Atımlı LASER Uygulaması” olarak isimlendirilen ve sakıncaları azaltmakla birlikte yine de ideal çözümden uzakta bulunan bir yöntemdir.

Diğer bir uygulama “MICRO PULSE LASER “  uygulamasıdır. Klasik uygulamanın tüm olumlu sonuçların sağlayan ve klasik uygulamanın tüm olumsuz sonuçlarını ortadan kaldıran, özellikle ABD’de  10 yılı aşkın bir süredir uygulanan, ülkemizde  de yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlayan  farklı bir LASER teknolojisidir.

Klasik LASER uygulamalarının en büyük sakıncası ışınla dokularda sıcaklık artışına neden olarak, dokuları adeta bu sıcaklık artışı ile dağlaması ve bu etkinin bitişikteki sağlam alanlara da yayılmasıdır. MICRO PULSE teknolojisi ise dokuda sıcaklık artışına fırsat vermemektedir. Bu durum, dokunun soğumasına zaman tanıyacak çok farklı bir teknolojik gelişim ile sağlanmaktadır.

Dokuya hiçbir zararının olmaması ve 3 ay arayla tekrar uygulanabilir olması bu yöntemin ayrı bir üstünlüğüdür. Bugün için, MICRO PULSE LASER uygulaması en yaygın olarak, şeker hastalığında çok sık rastlanılan ve diğer bazı retina hastalıklarında da görülen görmeyi tehdit eden durumlarda kullanılmaktadır.

Farklı amaçlarla ve farklı göz hastalıklarında kullanmak üzere çalışmalar sürdürülmekte olup, sonuçlar umut vericidir.