"Gözünüz geleceğe sağlıkla baksın."

Hafta içi : 09:00 - 19:00
Cumartesi : 09:00 - 18:00

Diyabet ve Göz Hastalıkları

Diyabet ve Göz Hastalıkları

Diyabet ve Göz Hastalıkları

30.01.2016

Prof. Dr. Kubilay Çetinkaya

 

Öncelikle diyabet hastalığının bugün için özellikle ülkemizde sayısal olarak çok ciddi  boyutlara çıktığını, adeta salgın niteliği kazanmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Oransal olarak genelde %5-7 arasında bir toplumsal yaygınlık  söz konusu iken, son yıllarda yapılan çalışmalarda bu oranın %10’u geçtiği görülmüştür.Bu yüksek oran, her 100 kişiden 10 tanesinin diyabet hastası olduğu gerçeğini ,beraberinde getirmekte ve  her alanda  ,çok  önemli sorunları da taşımaktadır.

Bugünkü konumuz diyabetin göz ile olan ilişkisi olup, konuyu anlayabilmek için diyabetin nasıl etki ederek görme organında hasarlar yaptığını  bilmemiz gerekmektedir. Öncelikle  diyabetin damarsal bir hastalık olduğunu ve küçük  damarları bozarak etkisini gösterdiğini belirtelim.Bilindiği gibi damarlar vücudun her yerine, yaşamsal olayların gerçekleşmesi için gerekli olan maddeleri ve erimiş halde oksijeni taşırlar.Eğer bu taşıma işlemi bozulursa,  örneğin damar genişlikleri daralırsa yada damarlar tıkanırsa  gerekli maddeler taşınamayacak ve o bölge hastalanacaktır. Böylece o  hastalıkla bölgenin yaptığı iş yapılamaz olacak ve  sorunlar başlayacaktır.

Diyabet  hastalığı bu damarsal özelliği nedeniyle, vücutta pek çok dokuyu etkilemekte ve  pek çok organda sorunlara yol açmaktadır ki bunlardan bir tanesi  ve belki de en önemlisi gözdür.Bu arada böbrek bozukluklarını asla unutmamak gerekir.

Göz damarsal yönden çok çok zengin bir dokudur. Vücudun en fazla kan ihtiyacı olan organıdır çünkü, çok hızlı bir çalışma düzeni vardır. Böylesine yüksek kan ihtiyacı, doğal olarak damarsal sorunlarda yani kan akımının azaldığı durumlarda hemen kendini belli edecek ve bazen hastanın hissettiği bazen başlangıçta hissedemediği bulgularla kendini gösterecektir.

Nasıl ki vücutta pek çok organ etkileniyorsa gözde de pek çok parça etkilenecektir. Bunlardan en önce etkileneni, retina diye isimlendirilen  sinirsel katmandır. Bu katman göze giren ışığı adeta işleyerek görme olayını başlatmak üzere , uyarıları beyine göndermektedir.

Retina katmanında damarsal düzenin bozulması ile, oksijen yetersizliği  ve damarlardan dışarıya normal dışı sıvı sızmaları olmakta, bunlarda  değişik biçimlerde görmeyi bozmaktadır.

Görme bozulması önce görme keskinliğinde yavaş yavaş artan bir azalma, daha sonra hastalığın ilerlemesi ile oluşan kanamalarla  daha hızlı  biçimde ortaya çıkmaktadır. Öncelikle retina sorunları nedeni ile görmenin bozulduğunu ve tedavisinin  aşamalara ve erken yakalanmaya bağlı olarak  değişik biçimlerde yapıldığını belirtelim.En erken aşamada sadece LASER uygulamaları ile hastalığın , o anki durumunun düzeltilmesi ve ilerlemesinin geciktirilmesi olası iken, daha ileri aşamalarda, göz içine pek çok kez yapılan ilaç enjeksiyonları ve LASER uygulamaları ve  daha ileri aşamalarda   cerrahi yöntemler kaçınılmaz olmaktadır. Amaç hastalığı olabildiğince erken yakalayıp, tedaviyi erken safhalarda sağlamak ve hastalığın ilerlemesinin önüne geçmektir. Çünkü tedavi ne kadar erken başlarsa o kadar iyi sonuç verirken ne kadar gecikirse  başarı şansı o kadar azalmaktadır.Erken tedavi olumlu sonucun yanı sıra ekonomik açıdan da en uygun tedavi durumundadır. Çünkü yapılacak işlemler azdır ve kolaydır.

Burada LASER tedavisi konusuna  ayrıca değinmek gerekir.1960 yıllarından beri faydalı olacak biçimde  artık geleneksel denebilecek LASER uygulamaları tedavide kullanılmaktadır ve bugün en yaygın olan LASER  uygulamaları da  yine bu tarz geleneksel uygulamalardır. Fakat bu uygulamanın özellikle “ diyabetik makulopati”  durumunda, yani gözün görme yönünden en önemli olan bölgesinde sıvı birikimi durumunda yapılan uygulamalarda , tam yeterli olmadığı,  tedavinin yeterince kontrol edilemediği ve bazen hafif bazen daha ağır istenmeyen LASER’e ait yan etkilere neden olduğu bilinmektedir.Bu yan etkiler görme kalitesinde kayıplar biçimindedir. Bu soruna çözüm bulmak amacı ile  değişik  yöntemler geliştirilmiş olup bunlardan bir tanesi de  , değişik bir teknolojik uygulama olan MİCROPULSE LASER  uygulamalarıdır. Burada geleneksel LASER uygulamalarından farklı olarak, daha düşük şiddette LASER uygulanmakta ve LASER’in yakıcı etkisi  dokunun soğuması sağlanarak önlenmekte ve tedavi açısından da çok daha iyi sonuç, zararsız olarak alınmaktadır.Bu  MİCROPULSE uygulamaları ülkemiz için henüz yenidir ve yeterince yaygın değildir. Ama yakın gelecekte yaygınlaşması sözü edilen özellikleri nedeni ile beklenmektedir.

Eğer hastalık ileri aşamalara ulaşır ve  kanamalar olursa  tedavi cerrahi  olarak yapılmaktadır. Sonuçlar 10 yıl öncesine göre çok daha iyi olmasına rağmen, bu aşamaya varmamak en iyisidir.

Diyabet hastalarında aynı zamanda  kataraktta  gelişmektedir. Çünkü metabolik düzensizlik göz merceğinin beslenmesini bozmakta ve  bu da merceğin saydamlığının kaybına neden olmaktadır. Diyabetik hastalarda  katarakt ameliyatı gerektiğinde hemen yapılmalı geciktirilmemelidir. Çünkü gözün iç kısmının görülememesi , gözün içinde gerekli olan bazı tedavilerinde gecikmesine ve kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.

Bir diğer sorun, diyabetik hastalarda glokom dediğimiz göziçi basıncının artmasıdır. Bu grupta maalesef tedavisi en zor olan glokom türü görülmektedir ki, hastalığın ileri aşamalarında ortaya çıkmakta ve mevcut durumu daha da ağırlaştırmaktadır.

Diyabetin gittikçe artan ve halk sağlığı sorununa dönüşen bir özellik kazanmaya başladığını yazımızın başında vurgulamıştık. Artan yaşam süresi, 10-15 yılın üzerinde diyabet yaşı olan hastaların göz sağlığının diyabet hastalığından az ya da çok etkilenmesi ve diyabet yaşı arttıkça bu etkilenmenin gittikçe artarak oransal olarak  %70-80 ‘lere çıkması ve ağır tablolar oluşturması göz önüne alındığında, diyabet tanısı alınca en kısa zamanda göz doktoruna başvurmanı ve takip altında kalarak tedaviye erken başlamanın önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

O halde göz sağlığı açısından, geç kalmamak bu hastalıkta asıl amacımız olmalıdır.